Editör : Unknown 18 Ocak 2015 Pazar

1. Batı Roma İmparatorluğu, tarihte Grek Uygarlığı'nın ürettiği felsefi ve bilimsel değerleri geliştirmek yerine, bunları pratikte insan yaşamını kolaylaştıran birer unsur olarak görmüştür. Bu felsefi ve bilimsel kültürün yok olma nedenlerinden birisidir. İkinci neden ise Kavimler Göçü'nün Akdeniz çevresinde yüzyıllar boyunca sürmesi ve buna bağlı olarak Roma'nın politik düzenine son vermiş olmasıdır. Bu iki nedene bağlı olarak, felsefi ve bilimsel kültür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.

2. Bu dönemde Antikçağ'ın ürettiği kültürel değerleri ele alan ve bu değerleri kendi görüşleri çerçevesinde işleyen kurum kilise olmuştur. Barbar kavimlere (Roma- Cermen) Antik Kültür'ü, zora dayalı olarak benimsetmede din, toplumsal bir araç olarak kullanılmıştır. Bu zora dayalı benimsetme sürecinde "barbarlar" kilisenin baskısıyla eski dünyanın okuluna gidip onun kültürel değerlerini öğrenme sürecine girmişlerdir.

3. Antikçağ'ın kültürel değerlerini canlandırmada; kilise kendine uygun olan düşünceleri benimsemiş ve geliştirmiştir. Bu seçmeci mantık doğal olarak Antik Kültür'e ait pek çok değerin karanlıkta kalmasına yol açmıştır.

4. Kavimler göçünün etkisiyle tarih sahnesinden silinen Batı Roma İmparatorluğu'nda ayakta kalan tek sosyal kurum kilisedir. Başlangıçta küçük topluluklardan oluşan kilise, süreç içerisinde güçlenmiş ve insanlar üzerinde önemli bir etkiye ve güce sahip olmuştur. Kilisenin gücünü arttırması ve etkisini genişletmesiyle beraber kendisini, insanlığın din öğreticisi, himayecisi ve kurtarıcısı olarak görmeye başlamıştır.

5. Bu dönemde kilise, Antikçağ'ın en önemli aracı olan felsefe ile yeni bir dini dünya görüşü oluşturma yoluna gitmiştir. Bu dinsel tasarımın somutlaşmış adı Hristiyanlıktır.

6. Yeni Platonculuğun etkisiyle, çok tanrıcı (politeist) yapıda olan Antikçağ Kültürü, Hristiyanlık ile birlikte tek tanrıcı (monoteist) bir din anlayışıyla tanışmış ve bu dinsel dünya görüşünün etkisi altına girmiştir.

7. Hristiyanlığın dogma ve prensiplerini, filozofların hücumuna karşı savunmak zorunda olan kilise, kendi filozoflarını yetiştirmeye başlamıştır. Düşünce tarihinde bu döneme Patristik Felsefe denir. Patristik Felsefe, Kilise Babalarının felsefesidir. Kilise babaları M.S. 2. ve 6. yüzyılları arasında yaşamıştır. Bunla Hristiyan doktrininin temellerini atmaya çalışan ilk Hristiyan filozoflar ve ilk büyük öğretmenlerdir. Bu dönemde Hristiyan inancına bir öğretici nitelik kazandırma yolundaki çaba ve denemeler ön plandadır. Bu dönemin en önemli Kilise babaları Tertullianus, Clemens, Origenes ve Aurelius Augustinus'tur.

8. Patristik Felsefe, Hristiyan inancına felsefi bir temel ve bir öğreti niteliği kazandırmaya çalışırken; Skolastik Felsefe de bu öğretiyi temellendirme ve sistematik hale getirme çabası içerisine girmiştir. Skolastik dönemde yapılmak istenen aklı, vahiyle (dinin doğrularıyla) birleştirip, inanç (dinin) konularını anlaşılabilir kılmaktır. Bu sebeple Skolastik düşünüşün yapmak istediği, bir şeyi temellendirmek ya da çürütmektir. Skolastik felsefe, yeni bir şey bulma iddiasını taşımaz. Temellendirmenin ve çürütmenin bir mantıksal temele dayanması gerekirdi. Bu nedenle Skolastik felsefe, Aristoteles mantığının argümanlarını kullanmıştır. Latince bir terim olan "schola" okul anlamına gelmektedir. İnanç ile bilgiyi, kilise öğretisiyle özellikle Aristoteles'in felsefesi ve mantığıyla birleştirmeye çalışır. Temel amacı, aklı dinin doğrularına uygulayarak inanç konularını anlaşılır kılmaktır. Aslında Skolastik felsefe, sistemleştirilmiş bir teolojidir.

   Bu dönemde Eriugena, Anselmus, Abaellardus, İbn-i Sina (Avicenna), İbn-i Rüşd, Magnus, Aquinos Thomas, Ockhamlı William ve Roger Bacon gibi filozoflar yer almaktadır. Roger Bocon, Ortaçağ ile Rönesans arasında geçiş rolü oynamıştır. Patristik felsefe, Neo-Platonizm'in rengini taşırken; Skolastik felsefe, Aristoteles'in düşünsel etkisi altına girmiştir. Yalnız bu iki dönem arsındaki bir farka dikkat etmek gerekir. Bu fark da etkilendikleri kaynakların farklı olmasından kaynaklanıyor. Neo-Platonizm'in önemli simyası olan Plotinos'ta Tanrı'nın düşünme yoluyla kavranılması önemlidir. Oysa Skolastik döneme damgasını vuran Aristoteles'te ise varlıkta saklı olduğuna inanılan bilgiyi aramak önemlidir.

Ortaçağ Hristiyan Felsefesi hakkında görsel içerik



























.

Konu Hakkında Bir Cevap Yazın

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

Bağış Yapın

Türkiye'nin en büyük bilgi platformunu oluşturduğumuz için gurur duyuyoruz ve bizimle birlikte olan tüm ziyaretçilerimize teşekkür ederiz. kaynakwiki.blogspot.com sitesinin ve çalışanlarının devamlılığı için bağış kampanyasına katılın ve bize destek olun. Bağış Yapmak İçin Tıklayın

Popüler Yayınlar

www.kaynakbilgi.tk

- Telif Hakkı Saklıdır © Deniz in the Deniz - Tarafından Desteklenmektedir Öztürk Bilişim Hizmetleri -